İçecek sektöründe ‘premium’ ürünlere ilgi artıyor

Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED) Genel Sekreteri İpek İşbitiren, daha doğal ya da besleyici tada sahip olma iddiasında olan premium ürünlere ilginin son dönemde arttığını
...

Et fiyatlarıyla ilgili önemli açıklama

Kırmızı et sektörü temsilcileri ve uzmanlar, Türkiye'deki et fiyatlarının yüksekliğinde temel nedenlerin yem, nakliye, enerji ve toprak maliyetlerindeki artışlarla verimlilik olduğunu belirtti. Tüm Süt, Et ve
...
Anasayfa | KÖŞE YAZILARI | Prof.Dr. Erol YILDIRIM | Pestisitlerin İnsanlara Etkileri

Pestisitlerin İnsanlara Etkileri

Bu konu tarihinde yayınlandı  4060 defa okundu 
Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
Pestisitlerin İnsanlara Etkileri

Bugüne kadar yapılan toksikolojik araştırmalarda, pestisitlerin deri, ağız ve solunum yoluyla girerek insanlarda zehirlenmelere sebep olduğu saptanmıştır. Yine, zehirlenmeler pestisitlerin kazara veya uygulama sırasında doğrudan doğruya alınması sonucu doza bağlı olarak akut (ani) veya uzun zamanda azar azar alınması sonucu kronik zehirlenmeler şeklinde görüldüğü gibi dolaylı olarak ilaçlanmış gıda maddelerinin alınmasıyla da görülebilir. Zehirlenmeler, pestisitin doğruca kendi kimyasal yapısından veya içindeki parçalanma ürünlerinden ileri gelmektedir.

 

Entoksikasyonlara karşı önlem alabilmek için pestisitlerin organizmaya giriş yollarının iyice bilinmesi gereklidir. İlaçlı havanın solunmasıyla dahi toksitite görülmektedir. İlacın ciltten alınma durumunda, uygulanan miktarına bağlı olmadan, ilaca maruz kalan cilt yüzeyi ve kişinin kilosu ile ters orantılı olarak kanda bulunmaktadır. Bu yüzden ilaçlama yapılırken bir şeyin içilip yenilmesi yasaktır. İlaçlama yapan kişi eğer sigara içerse, toksik madde kana süratle absorbe olmaktadır. Sigaranın ağza gelen kısmına el değmese bile sigaranın içilmesi sırasında pestisit sigarayla beraber yanarak dumanın içinden vücut içerisine girmektedir.

 

Yapılan deneylerde, hayvanlara radioaktif işaretli pestisit verilmesinden beş saat sonra pestisitin plasentaya geçip doğuma kadar göz ve karaciğere yerleştiği tespit edilmiştir. Bebekler, anne sütüyle de pestisit entoksikasyonuna uğrayabilirler. Yapılan bir çalışmada, tek çocuklu ve ikiz çocuklu annelerin sütü incelenmiş ve ikiz bebekli annelerin sütünde tespit edilen DDT, tek bebekli annelerinkiden önce fazla çıkmış, daha sonraki yıllarda ise azaldığı görülmüştür. Bunun gıdayla alınan pestisidin kalıntı (rezidü) miktarındaki azalmaya bağlı olduğu vurgulanmıştır. Bu araştırmada diğer enterasan bir bulgu da, vücutta depo edilen DDT’nin % 50’sinin gıda maddeleriyle alınmış olması ihtimalidir, kalan % 50’sinin ise hava, su, toz, tütün ve kozmetiklerden alınmış olabileceği belirtilmektedir. Böyle bir durumda çocuğa annenin ilaçlı sütünü vermektense, yağlı madde yemediği için daha az pestisit ihtiva eden inek sütüyle beslenmesi tavsiye edilmektedir. İnek sütünün bir avantajlı tarafı da inek midesinin dört gözlü olması ve dört bölmeli midenin kimyasal maddelerin parçalanmasını daha iyi gerçekleştirebilmesi ihtimali bulunmasıdır. Özellikle, ilaçlanmış hayvanların sütü bunun dışında tutulmalıdır.

 

Akut zehirlenme halinde toksik maddenin alınış yoluna göre zehirlenme belirtileri görülmektedir. Akut zehirlenmenin tedavisi yapıldıktan sonra organizmada konuya konsantre olmada güçlük, depresyon, adale zafiyeti, kramplar, kolay irrite olma, asabiyet, yorgunluk, baş ağrısı, görme bozukluğu gibi rahatsızlıklar bir kaç ay devam etmektedir. Bazı kişilerde ise şizofreniye benzer bozukluklar görülebilmektedir.

 

Kronik olarak pestisitlere maruz kalanların durumu incelendiğinde, tarım ilaçlarını uygulayan kişilerin akut veya kronik bir takım sinirsel veya ruhsal bozukluklardan şikâyetçi oldukları görülür. Alışıla gelen sinirsel bozukluklar daha ziyade unutkanlık, düşüncede yavaşlama, sinir-kas koordinasyonunda bozukluk gibi hafif nörolojik belirtilerdir. Genellikle, merkezi sinir sistemi relatif olarak kronik pestisit entoksikasyonuna dayanıklı görülmektedir. Pestisitleri, azar azar gıdalarla alan bizler için en önemli toksisite, kronik tipte uzun zaman sonunda oluşan toksititedir. Kronik olarak da en ciddi tehlikelerden biri kanserdir. Pestisitlerin kanserojenik riski yönündeki araştırmalar devam etmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda sağlam kimyasal yapıları yüzünden çok stabil olan ve çevrede uzun süre bozulmadan varlığını koruyan klorlu ve organik pestisitlerin kanser yapabilmeleri araştırılırken bazısının konsantrasyonlarında % 50 oranında değişme olması için uzun yıllar geçmesi gerektiği görülmüş, gamma BHC, B isomeriden daha hızlı toksik olmayan metabolitlerine dönüştüğü halde B isomeri çok stabildir. Ayrıca, bilhassa yağ dokularında birikme özelliği vardır. Genel olarak deney hayvanlarında kanserojen etkisinin varlığı saptanmıştır. Yapılan çalışmalarda, pestisitlerin etkisi sonucu, karaciğerde iyi ve kötü huylu tümörler, lenfomalar, fibrosarkomlar, akciğer tümörlerinin ortaya çıktığı saptanmıştır. BHC ve Lindane’nin karaciğerde kronik tipte tahribat yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Lindane, BHC ve DDT’nin kullanımından sonra lösemi vakalarının arttığı kaydedilmektedir. Ayrıca, ölüm halindeki kanserli hastalarda yağ ve karaciğer dokularında DDT yüksek oranda bulunmuştur. Yine, bu gruptan Dieldrin’de lösemi kanseri ve hodgkin hastalığı olanların yağ dokularında kontrol gruplardakinden daha yüksek miktarda bulunmuştur. Karbamatlı insektisitlerin, deney hayvanlarında akciğer ve karaciğer tümörlerine, tiroid kanserlerine sebep oldukları saptanmıştır.

 

Pestisitlerin kronik olarak başka ne gibi zararlar yaptıkları incelenmiş ve sinir sisteminde yaptığı tahribatlar sonucu öğrenme güçlüğüne ve hafıza zayıflığına sebep oldukları saptanmıştır. Pestisitlerle yapılan araştırmalarda, bu maddelerin insanlarda hayati fonksiyonları yerine getiren enzimlere, esterlere ve DNA moleküllerine etki yaparak bozulmalara sebep oldukları tespit edilmiştir.

 

İnsanlarda kanserojen özelliğe sahip olduğu belirtilen bazı pestisitler şunlardır. Aldrin, Amitrole, Aramite, Avadex, BHC, Captan, Chlordane, Chlordimeform, Chloromben, Chlorothalonoil, DDT, Diallate, Diaminazide, Dichlorvos, Dicofol, Dieldrin, Ethylendibromit, Heptachlor, Hexachlorobenzen, Lindane, Mirex, Nitrofen, PCNB, Perthane, Quintozenne, Strobane, Toxaphen ve Trifluralin’dir.

Prof.Dr.Erol YILDIRIM

 

 

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (0 gönderilen)

toplam: | gösteriliyor:

Yorum gönder

  • Kalın
  • Italik
  • Altı çizili
  • Alıntı

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

Captcha
  • Arkadaşına gönder Arkadaşına gönder
  • Sayfayı yazdır Sayfayı yazdır