İstanbullular güzel haber! Yüzde 83'ü aştı

                                                                                                                                         İstanbul barajlarındaki doluluk oranı yüzde 83.75 olarak ölçüldü. Istarancalar ve Kazandere barajları tamamen dolarken, Darlık barajında doluluk oranı yüzde 98.37, Ömerli barajında doluluk oranı yüzde
...

Hollanda'nın tarım da uçtu

Hollanda Ekonomi Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Hollanda'nın 2016 yılındaki tarım ihracatı son 5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Toplam 85 milyar avroya ulaşan 2016 tarım ihracatının
...
Anasayfa | KÜTÜPHANE | ORMAN VE ORMANCILIK BİLGİLERİ | Biyolojik Çeşitliliğin Orman Amenajman Planlarıyla Bütünleştirilmesi:

Biyolojik Çeşitliliğin Orman Amenajman Planlarıyla Bütünleştirilmesi:

Bu konu tarihinde yayınlandı  2863 defa okundu 
Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Biyolojik Çeşitliliğin Orman Amenajman Planlarıyla Bütünleştirilmesi: GEF Projesi Yansımaları - I (Tasarım)

Prof. Dr. Emin Zeki BAŞKENT, Prof. Dr. Selahattin KÖSE, Doç. Dr. Salih TERZİOĞLU, Doç. Dr. Şağdan BAŞKAYA ,Doç. Dr. Lokman ALTUN

Giriş

Biyolojik çeşitlilik (BÇ) kavramı, küresel bazda öneminin kavranmasına paralel olarak ülkemizde de çok geçmeden gündemdeki yerini almıştır. Gerek uluslararası projeler gerekse bireysel tabanlı bilimsel etkinliklerle ele alınan biyolojik çeşitlik kavramı, tanımlanması ve kavranmasının ötesinde ülkemizde orman amenajman planlarına bütünleştirilmeye çalışılmaktadır.

Bir yandan sevindirici bir gelişme olarak görülse de, öte yandan konunun tüm katmanları ve bileşenleri itibarıyla henüz detaylandırılamaması ve dolayısıyla eksik bilgilerle çeşitli raporlardan yapılan alıntılarla okuyucu kitlelerine uzman görüşü olarak sunulması bilimsel anlamda kaygı oluşturmaktadır. Özellikle biyolojik çeşitlilik gibi bir hayli karmaşık, çerçevesi henüz oturmamış, sınırları kesin çizilmemiş ve aynı zamanda disiplinler arası yaklaşımı gerektiren bir konunun envanteri bir yana, planlamaya yansıtılması pek de kolay bir süreç değildir.  Buradan hareketle, ülkemizde BÇin planlamaya yansıtılması konusu Dünya Bankası desteğiyle gerçekleştirilen bir proje (GEF-II[1])  ile ilk defa ele alınmış ve üç pilot bölgedeki (İğneada, Camili ve Köprülü Kanyon) prototip uygulamalar ile ormancılığımıza girmiştir. Bu ɰilot alanların her birinde, biyolojik çeşitliliğin sadece bitkisel ve yaban hayvanları tür çeşitliliği envanterini yapmak üzere (ekosistem, genetik ve süreç çeşitliliği hariç) bireysel uzmanlɡrdan oluşan ekipler kiralanmıştır. Elde edilen 聢u kısmi BÇ veriɬerini değerlendirecek ayrıca bir planlama ekibi oluşturulmuştur.  Bu ekipte iki planlama uzmanı, bir bitki聳eɬ tür ˧e荟itlilɩği uzmanı, bir yaban hayvanları uzmanı,Ƞbir eko艳istem uzmanı ve bir de genetik çeşitlilik uzmanı bulunmaktadır. Bu ekip (KTÜ Orman Fakültesi orman amenajmanı araştırma görevlileri ve ilgili amenajman heyetlerinin de teknik desteğiyle)  yaptığı ortak çalışma sonucunda, üç pilot alanda BÇnin amenajman planlarına nasıl bütünleştirileceğinin stratejilerini geliştirmiş, örnek amenajman planlarının hazırlanmasına yardımcı olmuş ve geliştirilen yaklaşımın ülke geneline yaygınlaştırılması stratejilerini ortaya koymuştur (Başkent vd. 2004). Bu çalışmanın Dünya Bankası'na da sunulan bilimsel anlamdaki kavramsal çerçevesi, hem arazi hem de plan yapım aşamasında bizzat bulunan ve proje boyunca özveri ile çalışan bu eserin yazarları tarafından çizilmiştir. Buradan hareketle, bu eserde bahsedilen proje sonuçlarına paralel olarak, biyolojik çeşitliliğin orman amenajman planları ile nasıl bütünleştirilmesi gerektiği konusu üzerinde durulmuştur. Konunun önemi ve kapsamı da dikkate alınarak burada sadece konun kavramsal çerçevesi ele alınmıştır. İki bölümden oluşan bu çalışmanın izleyen ikinci bölümünde ise, geliştirilen kavramın ülke geneline nasıl yaygınlaştırılacağı üzerine durulmuştur. Daha sonra hazırlanması düşünülen eserlerde ise, biyolojik çeşitliliğin amenajman planları ile nasıl bütünleştirildiğini gösterir iki örnek uygulaması işlenecektir.

Biyolojik Çeşitlilik ve Koruma

Son zamanlarda kaybolma hızı gittikçe artmasına rağmen, yerküredeki çeşitliliğin neler olduğunu detaylı olarak bilen ve biyolojik çeşitliliğin önemi konusunda fikir yürütebilenlerin sayısı oldukça azdır. "Biyolojik çeşitlilik" terim olarak ilgili bilimsel ya da sosyolojik gruplara göre farklı şekilde anlaşılmaktadır. Ormancılar, biyologlar, zoologlar, su ürünleri mühendisleri, deniz bilimleri mühendisleri, ziraatçılar, ekonomistler, ve sosyologlar biyolojik çeşitlilik kavramı ile ilgili kendi görüşlerini yansıtan farklı görüşlere sahiptirler. Örneğin, biyologlar, biyolojik çeşitliliği tüm canlılardaki çeşitlilik olarak tanımlarken, endüstriyel kullanıcılar biyolojik çeşitliliği biyoteknoloji için yararlı genler rezervi veya faydalanılabilecek biyolojik kaynaklar grubu (tomruk, balık üretimi gibi) olarak görmektedirler. Bununla beraber biyolojik çeşitlilik, gen seviyesinden başlamak üzere tür, populasyon, ekosistem (türlerin yaşam alanı, habitat) ve fonksiyonlar-süreçler (türler arası etkileşim) düzeyindeki bileşenlerin tümü olarak anlaşılmaktadır.

Biyolojik çeşitlilik genel tanımıyla; bitki ve hayvan türlerinin bulundukları ekosistem içerisindeki sayı ve çeşitliliğini ifade eder. Ancak, belirli bir alandaki sayı ve çeşitlilik her zaman için biyolojik çeşitliliği ifade edemez.  Örneğin, bir alanın 100 değişik tür, diğerinin 700 değişik tür içermesi, koruma açısından onların nispi önemi hakkında fazlaca fikir vermez. Çünkü, her iki durumda da türlerin karşılıklı ilişkileri (işlevleri), doğal müdahaleler ve besin maddesi değişimi gibi önemli süreçler hakkında bilgi verilmemiştir. Oysa ki, BÇ türlerin bulunduğu ekosistemin karışım, yapı ve işlevini de içerir (Başkent vd. 2002). Karışım; türlerin kimlikleriyle beraber sayısını, çeşitliliğini ve aynı zamanda onların tür ve genetik çeşitliliğin ölçümünü ifade eder. Yapı; ekosistemin doğadaki fiziksel organizasyonunu yani sistemin konumsal desenini gösterir. Fonksiyon ise, doğaya yapılan her türlü müdahaleler sonucu, gen değişimi ve besin maddesi değişimi gibi ekosistemlerin zaman boyutundaki yapı ve karışımının değişimini ifade eder. Karışımsal, yapısal ve fonksiyonel çeşitliliğin biyosferdeki ölçek bakımından da oluşturduğu hiyerarşik yapılaşmadaki değişikliği de dikkate alındığında biyolojik çeşitlilik ancak tam anlamıyla tanımlanmış olmaktadır. Hiyerarşik yapılaşma, en küçük gen seviyesindeki çeşitlilikten, tür düzeyine, oradan populasyona ve giderek bölgesel kapsamdaki çeşitliliğe dek değişikliği göstermektedir.

Konumsal yapı, karışım ve fonksiyon gibi üç önemli özelliği ile tanımlanıp bütünleşen BÇ aynı zamanda ekosistem çeşitliliği, türler arasındaki çeşitlilik ve türler içerisindeki genetik çeşitlilik olmak üzere üç farklı açıdan değerlendirilir. Tür çeşitliliği, belirli bir ekosisteme (örneğin orman, sulak alan gibi) bağlı türlerin sayısı ile nadir, tehlike altında, nesli tükenmekte olan veya güvence altında olmayan gibi durumlarını gösterir. Genetik çeşitlilik, türlerin populasyon seviyelerini ve onların aynı zamanda genetik çeşitliliğini ifade eder. Ormana bağımlı türlerin düşük seviyedeki nispi populasyonları veya önemli derecede daralmış yaşam alanları o türlerin gen havuzu kaynaklarından önemli genetik karakterlerini (allellerini) kaybetme riskini artırır. Belirli habitat veya ekosistemlerin temsilcisi türlerin, doğal yayılış alanlarındaki populasyon seviyelerinin gözetilmesi, benzer alanlara bağlı diğer türlerin ve bunların alt populasyonlarının bir göstergesidir. Dolayısıyla genetik çeşitlilik iç içe yapılanmış karmaşık bir yapı arz etmektedir (Işık vd., 1997). Ekosistem çeşitliliği ise, canlı (biyotik) ve cansız (iklim, toprak özellikleri, yeryüzü şekli) faktörlerinin meydana getirdiği farklı ekosistemlerin alan, coğrafi dağılım ve sayı itibarıyla varlığını ifade etmektedir.  Ekosistem çeşitliliği; habitat ve tür çeşitliliğini kamçılayan bir etkendir. Başka bir deyişle, ekosistem çeşitliliği, farklı türlerin yaşayabilmesi için farklı habitatların, farklı ekolojik işlevlerin ve en sonunda da bunların denge halinde karışımını yansıtan klimaks (hedef aşama) canlı birliklerinin oluşmasını sağlar (Işık vd. 1997). Ekvatoral bölgedeki sıcak kuşak ormanlarından, savan, yarı çöl, ılıman kuşak ormanları, tundralar ve yüksek dağlık alanlar gibi değişik ekosistemlerin var oluşu ve ayrıca bu ana ekosistemler içerisinde de ana kayadaki değişiklikler, küçük iklim farklılıkları, toprak nemliliği ve verimliliğindeki değişikliklerden dolayı meydana gelen farklı alt ekosistemler ekosistem çeşitliliğini ifade etmektedir (Başkent, 1999).

Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilirliğinin planlamaya yansıtılabilmesi için tanımlanmasının ötesinde, yapısal içerikleri ve konumsal dağılımları itibariyle sayısal parametrelerle ölçülmesi gerekmektedir. BÇ ancak bu durumda somut olarak planlarla bütünleştirilebilir. Kullanılan ölçek ve ölçümlere göre ele alındığında biyolojik çeşitliliği farklı şekilde de değerlendirmek mümkündür. Bitki toplumlarının yapısı veya bitki çeşitliliği belirli bir orman alanı içerisinde ele alınarak değerlendirildiği zaman bir alfa çeşitlilik,  farklı orman alanlarında ele alındığında ise, bu defa beta çeşitlilik söz konusudur. Her iki durumda da biyolojik çeşitlilik statik olmayıp geçmişte meydana gelen doğal ve insan etkisiyle oluşmuş (antropojenik) olaylar neticesinde zamana bağlı olarak değişmektedir.  Tür çeşitliliği için genellikle tür sayısı, aynı türdeki birey sayısı, türün populasyondaki nispi oranı ve coğrafi dağılımı ile doğal ve yasal statüsü değerleri kullanılırken, genetik çeşitlilik için genelde genetik mesafe ile yok olma durumu kullanılmaktadır. Ekosistem çeşitliliği için, asgari büyüklükteki bitişik orman ekosistem alanının toplam alana oranı, yaş, çap, boy sınıflarının oluşturduğu vejetasyon yapılarını ve birbirini izleyen gelişim çağlarına göre orman alanlarının durumu, muhafaza altına alınmış alanlardaki orman tiplerinin durumu ve yine bu orman tiplerinin genel orman alanının oluşturduğu konumsal mozaik içerisindeki kırıntılı yapısının durumu ekosistem çeşitliliğinin sayısal olarak tanımlanmasına yardımcı olmaktadır.

Bu şekilde tanımlanan ve detaylandırılan biyolojik çeşitlilik; habitatların bozulması, parçalanması ve kaybolması, aşırı tüketim, çevre kirliliği, yabancı türlerin ve genetik olarak değiştirilmiş organizmaların getirilmesi, küresel iklim değişiklikleri, yoğun tarım ve ormancılık faaliyetleri sonucunda giderek azalmakta veya yok olmaktadır. Günümüzde dünyadaki türlerin kaybolma tehlikesi ciddi boyutlara ulaşmış (%11 kuşlar, %25 memeliler, %34 balıklar) ve ormanlık alanlar giderek azalmaya devam etmektedir (1990-2000 arası 9.4 mil ha/yıl). Biyolojik çeşitliliğin azalmasının doğal bir sonucu olarak da mal ve hizmetlerde de ciddi bir azalma (örneğin, gen kaynakları ABD ekonomisine yılda 500-800 milyar dolar katkı sağlamaktadır, bitkilerden elde edilen ilaçların değeri ise yılda 43 milyar dolardır) söz konusu olduğundan, BÇ korumanın önemi daha fazla artmıştır. Bu açıdan ele alındığında, BÇin orman amenajman planlarına yansıtılması konusunun ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılacaktır.

Koruma Hedefleri ve Tehditler

Doğa ve biyolojik çeşitlilik bizlere temiz içme suyu, teneffüs edecek temiz hava, tarım için toprak gibi çok sayıda hizmet sunar ve bizler de bu hizmetleri bir doğal olay olarak kabul ederiz. Fakat bu hizmetlerin birçoğu büyük ölçüde görünmez ve kalkınma programlarında ve politik kararlarda çok az dikkat çekerler. Ancak, bilindiği gibi doğanın (biyolojik çeşitliliğin) korunması ile topluma çeşitli odun, balık, tarımsal ürün ve rekreasyon gelirleri gibi geniş hacimli ekonomik yararlar da sunulmaktadır. Örneğin, en popüler 150 ilaçtan 118'inin aktif maddesini canlıların oluşturması BÇnin ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Bütün bunlara ilave olarak, karmaşık ve sürdürülebilir bir yapıda olan ekosistemin devamlılığı için birçok gene ihtiyaç duyulması, biyolojik çeşitliliğin ayrışmada, atmosferin yapısında ve dünya iklimindeki önemli rolleri dikkate alındığında, dünya biyolojik çeşitliliğini koruma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Yine, evrimsel olarak gezegenin en gelişmiş canlı türü olduğumuz için diğer canlı türlerini korumak sorumluluğuna sahibiz. BÇ korumanın ne kadar önemli olduğunu ve bizim faaliyetlerimizin onun üzerinde ölümcül etkilere sahip olduğunun bilinmesi, kaçınılmaz bir sonuç olan korumayı akla getirmektedir. Korunması gerektiği konusunda aynı fikirde olmak oldukça basit olmasına rağmen, nasıl ve neyin korunması gerektiği konusu oldukça karmaşıktır.

 Koruma ile ilgili öncü çalışmalar esas olarak yakın geçmişe kadar türlerin korunması üzerinde yoğunlaşmıştır. İnsanların ulaşmak istedikleri amaca engel olan ve insan sağlığını tehdit eden böcekler zararlı olarak adlandırılmış ve nesillerinin tükenmesi hoş karşılanmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi gelişmiş birçok Avrupa ülkesinde de kurt gibi yırtıcı yaban hayvanı türleri evcil hayvanlara veya insanlara verdikleri zararlardan dolayı adeta yok edilmişlerdir. Ancak zamanla, türlerin ekosistem içindeki rollerinin daha iyi anlaşılmasıyla doğrudan insana ticari yarar sağlamayan veya ölüm tehlikesi olan diğer türler de (ayı veya kurt gibi) koruma programlarının birer parçası haline gelmiştir. Bir türün yok olması genetik çeşitliliğin veya ekosistemin yok olmasına oranla daha kolay anlaşıldığı için kayda değer bulunmaktadır. Özellikle, tehlike altındaki türler, sahip oldukları bu özellikleri nedeniyle önemli olmuşlar ve koruma konusunda yeterince hızlı bir kamuoyu oluşturmak için etkin bir görev üstlenmişlerdir.

Çevrenin sonsuz olduğu ve insan etkinliklerin çevre üzerindeki etkisinin önemsiz olduğu düşüncesiyle, başlangıçta habitat korumanın tür korumayla çok az ilgili olduğu kanaati yaygındı. Hasat edilen bir tür tehlike altında olsa bile, parçası olduğu bir sistemin de tehlike altında olduğu yeterince dikkate alınmamıştır. Esasen bir tür bulunduğu habitatta güvende ise türün nesli tükenmeyecektir. Bu nedenle habitatın korunması çok daha anlamlıdır. Tehlike altındaki türlerin korunmasına ilave olarak habitat koruma aynı benzer habitatı paylaşan diğer türlerin korunmasına ve korunan alanın ekolojik bütünlüğünün sağlanmasına da yardım edecektir. Korunan alanlar sayesinde biyolojik çeşitliliğin tüm katmanları da korunmuş olacaktır. Rasgele habitat parçalarını koruma yerine, farklı sistemlerin karışımı (bağlantılar oluşturarak) ve tehlike altındaki türler ile özellikli türler birlikte korunacaktır. Birçok ülkede habitat kaybını ve tehlike altındaki türleri koruyan yasal düzenlemeler yapılmış ve tehlike altındaki ekosistemleri korumaya yönelik yasal düzenlemeler de yaygın hale gelmektedir.

Korumaya aday bir yer için en önemli özellik, tür sayısının yüksek oluşudur. Bu gibi yerler "hassas biyolojik çeşitlilik alanları" olarak bilinmektedir. Bu gibi alanları korumak bugün doğa korumada en önemli konuların başında gelmektedir. Çünkü büyük miktarda canlı türünün korunması dünya yüzeyinin çok az bir kısmını koruma altına almak suretiyle yerine getirilebilmektedir. Büyüklüğü dikkate alındığında, filtre görevi yapan sulak alanlar gibi önemli ekosistem hizmeti veren bazı alanlar da korunmalıdır. Sulak alanlarda da benzer şekilde anahtar ve özellikli türler bulunmaktadır.

BÇ korumada önemli olan kavramlar dikkate alındığında, dünyada biyolojik çeşitliliğin etkin korunması ve hedeflerin belirlenmesi için bazı prensipler geliştirilmiştir. Bunlar;

  • BÇ ve doğal kaynak kullanımı sürdürülebilirlik felsefesi ile ele alınmalıdır.
  • Bazı durumlarda, özellikle tarımsal ekosistemlerde ekosistemler yarı-doğal sistemler olarak idare edilmeli. Kültürel ekosistemlerden elde edilecek maksimum yarar doğal ekosistemler üzerindeki baskıyı da azaltacaktır.
  • Geleneksel maksimum gelir sağlayıcı yönetim yerine, yeni doğal kaynak idare politikası ve programları geliştirilmelidir.
  • Bazı doğal kaynak üretimi üzerinde kısıtlayıcı uygulamalar koymak gerekmektedir.
  • Doğal kaynaklar üzerinde geleneksel kullanım hakları olan yerel halk arasında BÇ ve doğal kaynak kullanım bilinci geliştirilmelidir.
  • Gerekli yer ve zamanda habitat iyileştirme ve restorasyon çalışması başlatılmalıdır.
  • Tür düzeyinde, tehlike altındaki türlerin populasyon dinamiklerinin çalışılması ve türe özel koruma programlarının geliştirilmesi gereklidir.
  • Korunan alanlarda habitat koridorları oluşturmak için boşluk analizleri yapılmalı, korunan alanlar ve koruma programları gözden geçirilmelidir.
  • Koruma hedefleri belirlenmeli ve plansız üretim, aşırı otlatma, kaçak kesim-avcılık-ODOÜ toplama gibi temel tehditlerin niteliği ve boyutu da ortaya konulmalıdır

Biyolojik Çeşitliliğin Korunmasında Orman İşletmeciliği ve Planlamanın Rolü

Orman işletmeciliği, belirlenen işletme amaçlarına ulaşmak için zaman ve mekana bağlı etkinliklerin düzenlenmesi ve uygulanmasıdır. İşletmeciliğin kavramsal çerçevesini orman ekosistemlerinin sayısal bazda tanımlanması (envanteri), işletme stratejilerinin ve etkinliklerinin geliştirilmesi ve plan çıktılarının oluşturulması çizmektedir. Sürdürülebilir orman işletmeciliği ve planlaması ise, ormanın sahip olduğu çeşitli değerlerin, kullanıcıları ve onların haklarını gözetlemenin, alternatif işletme etkinliklerinin etkileri arasında en iyi dengeyi nispi faydaya dayalı olarak araştırmanın farkında olan işletme şeklidir. Gerçekten de, orman ürünü üretimi ile koruma arasındaki hassas dengeyi oluşturmak bir hayli zordur. Orman amenajmanı planlama sürecinde biyolojik çeşitliliği korumak ve izlemek önemli bir üst görev kabul ederek sistematik olarak ele alınması gerekmektedir. Bu bağlamda BÇ korunması ve izlenmesi için çeşitli adımların atılması gerekmektedir. Bunlar, 1) kritik tür, ekosistem ve gen koruma alanların belirlenerek etkin koruma ağının oluşturulması, 2) koruma yahut yaşam alanları arasında geçişi sağlayacak koridorların oluşturularak öncelikle alansal düzenlemenin (ön fonksiyonel ayırım-zonlama) yapılması, 3) işletme faaliyetlerinin ekosistem kuruluş amaçlarına göre belirlenmesi (uygun silvikültürel müdahalelerin belirlenmesi).

Ülke ormanlarının korunması, planlanması ve işletilmesi için yasalar Orman Genel Müdürlüğü'nü (OGM) yetkili ve sorumlu kılmıştır. Tarihi süreç içerisinde, koruma faaliyetleri basitçe geçiştirilmiş olup, planlama ve işletme odun üretimine odaklanmıştır. Arazi yapısının engebeli oluşu toprak erozyonunu gündeme getirmiş ve belirli alanlar muhafaza karakterinde işletme sınıfı olarak ayrılmıştır. Benzer şekilde, kırsal yoksulluğun belirginleşmesinden dolayı toplumun ormana olan baskısı artmış ve bazı alanlar da bu baskıdan dolayı yine muhafaza altına alınmıştır. Ayrıca, başarısız ormancılık uygulamaları ve korumanın yetersiz olduğu alanlar da zaman zaman üretim dışı tutulmuştur. Kalan alanlar ise, klasik alan kontrolü yöntemine göre işletilmiştir. Buradan, geleneksel planlama ve uygulama sürecin değerlendirilerek, BÇ korumaya yönelik plan hazırlama stratejilerinin tasarlanması artık kaçınılmaz olduğu görülmektedir.

BÇ İçerikli Planlama Yaklaşımları ve Ekosistem Tabanlı Çok Amaçlı Planlamanın (ETÇAP) Kavramsal Çerçevesi

ETÇAP anlayışı, orman ekosistemlerini sayısal bazda tanımlayarak, belirlenen amaçlara ve koruma hedeflerine göre sürdürülebilir bir şekilde kontrolünü (koruma ve kullanma) sağlayacak olan stratejilerin tasarımı ve uygulanmasını katılımcı yaklaşımla sağlayan bir planlama yaklaşımıdır. Burada biyolojik çeşitlilik, temel ekolojik ve toplumsal öğe olarak ETÇAP denklemine girmektedir. Diğer bir ifadeyle bu yeni anlayış, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği, üretim, yenilenme kapasitesi, canlılık ve orman ekosistemlerinin uzun dönemli dengesine zarar vermeden onların ekolojik, ekonomik ve sosyo-kültürel fonksiyonlarının yeterliliğine odaklanır.

ETÇAP yaklaşımın kavramsal çerçevesinde birbirini izleyen sıralı şu eylemler yer almaktadır. ETÇAP;

  • öncelikle biyolojik çeşitliliğin başta olduğu bir çok değere sahip orman ekosistemlerini sayısal bazda tanımlar (ekosistem envanteri),
  • orman ekosistemlerini sınıflandırır (fonksiyonel ayırım veya ön zonlama, bölgeleme),
  • koruma hedefleri ve planlama amaçlarını halkın taleplerine ve yasalara bağlı ortaya koyar (amaçlama),
  • hedeflenen her bir orman değeri için büyüme ve ürün miktarını tasarlar (amaç-orman yapısı ilişkisi),
  • uluslararası gereklilik ve yasal zemine uygun planlama ilkelerini ortaya koyar,
  • her bir koruma-kullanım şekli için uygun silvikültürel müdahale şeklini belirler (aktiviteler),
  • uygun planlama tekniği ile (modelleme) alternatif plan seçeneklerini üretir ve
  • en uygun seçeneğin oluşturduğu plan çıktılarını metin, tablo, grafik ve harita bazında sunar.

 

Bu sürecin geleneksel amenajman ile fonksiyonel planlamadan (Asan 1999) bir hayli kapsamlı olduğu görülmektedir. İlk olarak, çok amaçlı planlama anlayışı, BÇ ve orman değerlerini yansıtan yeni bir orman envanter sürecini kullanır. İkinci olarak, bu yaklaşım uygulanabilir bir orman amenajman planının hazırlanmasında hayati öneme sahip değişik kuruluşlarla sivil toplum kuruluşları ve yerel halkın ortak katılımını sağlar. Üçüncü olarak, bu yaklaşım, Coğrafi Bilgi Sistemleri(CBS) ve uzaktan algılama ile destekli konumsal orman bilgi sistemi (KOBS) kurmaya yönelik BÇ verilerinin yer aldığı konumsal veri tabanı kullanır. Dördüncü olarak, amenajman faaliyetleri ve çoğu önemli kararlar, katılımcılığın sağlandığı toplantılarda sağlanan fikir birlikteliklerinden ortaya çıkartılır. Beşinci olarak, koruma hedeflerini de içeren işletme amaçları hem halkın beklentileri ve hem de potansiyel orman fonksiyonlarına göre belirlenir. Son olarak da, silvikültürel müdahaleler daha detaylı fonksiyonlara göre belirlenerek biyolojik çeşitliliği korumayı da dikkate alarak kararlaştırılır. Sonuçta ETÇAP'nın uluslararası süreçlerle ortaya çıkan BÇ koruma ilkelerinin bütünleştirildiği bir yaklaşım olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

 

 

 

Şekil 1. ETÇAP sürecinin aşamaları.

 

BÇ korumaya yönelik temelde iki farklı planlama yaklaşımı söz konusudur. Bunlar; 1) sadece doğal olayları temel alan yaklaşım; ormanı mutlak koruma, çok amaçlı kullanım ve endüstriyel plantasyon gibi üç temel işleve tahsis eden TRIAD (Seymour and Hunter 1992) yaklaşımı ve 2) bütünleşik yaklaşım (Başkent vd, 2002) olarak sıralanabilir. Her birisinin önemli tarafları olmasına rağmen, bütünleşik yaklaşım tarzı daha çok dikkat çekmektedir. Bu yaklaşımın temelinde genel ve detay kapsamlı düzenlemeler bulunmaktadır. Genel yahut tüm ormanlık alanı kapsayan düzenlemeler, sırasıyla ekolojik arazi sınıflandırması, doğal müdahale rejimlerinin belirlenmesi, doğal yaşlı orman parçalarının ve hedef gelişme çağlarının belirlenmesi, koruma alanları ağının oluşturulması ve doğal olaylara özdeş silvikültür müdahalelerin belirlenmesi sürecini kapsamaktadır. Detay kapsamlı düzenlemeler ise, hedef türlere yönelik koruma stratejilerini içermektedir. Burada hedef türler yasal ve doğal türler olarak ele alınmaktadır. Yasal açıdan korunması gereken türler, nadir, tehlike altında ya da tehlike altında olma sürecinde olan türler ile ekonomik olarak gelir getiren (av hayvanı türleri gibi) türler nokta bazında belirlenerek hem populasyonların ve hem de yaşam alanlarının korunmasına yönelik düzenlemeleri içermektedir. Korunması gereken doğal türler ise, genelde gösterge türler, anahtar türler, bayrak türler, ekolojik düzenleyiciler ve şemsiye türler olarak tanımlanırlar. İşte bütünleşik planlama yaklaşımında bir taraftan tüm alanda düzenlemeler yapılırken, küçük alanlarda da türlere yönelik BÇ koruma çalışmalarına yer verilmektedir.

BÇ Koruma ile Orman Ekosistem Yapıları Arasındaki İlişki

BÇ korumanın etkinleştirilmesi için, odun üretimine yönelik düzenlemeler yapılırken üretim ile meşcere kuruluşu arasında kurulan ilişkilere benzer bir ilişki BÇ koruma ile orman yapısı arasında kurulmalı ve sayısal parametrelerle tanımlanmalıdır. Artım ve büyüme modelleri meşcere yapısına (tür, karışım, gelişme çağı, yetişme ortamı vs) göre birim alandaki odun üretimi değerlerini vermektedir. Benzer şekilde, BÇ koruma ile meşcere kuruluşları arasında bir ilişki kurularak BÇ koruması planlamaya yansıtılabilir (Şekil 2 ve 3). Burada, planlamaya temel teşkil etmesi bakımından BÇ verileri daha somut olarak değerlendirilmektedir. Örneğin, bir ladin ağırlıklı işletme sınıfında hazırlanacak BÇ içerikli amenajman planında eğer ağaç sansarı önemli ise, bu durumda idare süresini dolduran ve birim alanda servetin en yüksek olduğu bazı meşcereler alanda bırakılmak zorundadır. Benzer şekilde, kulaklı orman baykuşu populasyonunun korunması istenildiğinde (Şekil 3) idare süresini doldurmuş ve aynı zamanda aşmış meşcereler belirli oranlarda ve miktarda alanda koruma altına alınmalıdır. Bu, beklenen üretim miktarının menfi olarak etkilenmesi olayıdır. İşte, BÇ içerikli planlamada temel nokta yahut strateji koruma alanlarının sağlanmasıyla oluşacak üretimin açığının minimum düzeyde tutulmasıdır. Bu da ancak, optimal karar verme teknikleri ile oluşturulacak modelleme ile aşılabilir.

 

 

 

Şekil 2. Ağaç türlerinin gelişme çağları itibarıyla birim alandaki odun üretimi ile habitat arasındaki ilişkiler.

 

 Uzun Kuyruklu Baştankara

Yaban Tavşanı, Orkide

 Geyik, Şahin

 Ardıç Kuşu, Ayı, Yıldız Çiçeği

 Kulaklı Orman Baykuşu, Ağaç Sansarı, Liken

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mera ve Açıklık

Çalılık ve Fundalık

Tıraşlama Alanları

Genç Orman

Üretime Hazır Yaşlı Orman

Doğal Yaşlı Orman

 

Şekil 3. Ormanın gelişme çağları itibarıyla farklı bitkisel ve yaban hayvanları türlerinin ilişkileri.

 

BÇ korumanın amenajman planlarına yansıtılmasında önemli diğer konu ise, BÇ kavramının sayısal bazda tanımlanmasıdır. BÇ nin tanımlanmasında kullanılabilecek parametreleri şöyle sıralamak mümkündür:

  • Orman tiplerinin toplam alana oranı
  • Orman tipleri, yaş sınıfları / süksesyonel (süreli-sıralı değişim) evrelerin alanları
  • Korunan alan sınıfında yer alan orman tiplerinin miktarı
  • Korunan alanlardaki orman tiplerinin yaş sınıfları/süksesyona gör

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (0 gönderilen)

toplam: | gösteriliyor:

Yorum gönder

  • Kalın
  • Italik
  • Altı çizili
  • Alıntı

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

Captcha
  • Arkadaşına gönder Arkadaşına gönder
  • Sayfayı yazdır Sayfayı yazdır